Toptan Mont Reklam


Peygamberimizin Tebliği İle İlgili Hadis

"(Ey Habîbim!) Bu Kur'ân'a îmân etmiyorlar diye neredeyse üzüntüden kendini harâb edeceksin!" (el-Kehf 18/6)

Allâh Teâlâ, Resûlü'nü insanlar arasından seçerek, İslâm'ı kullarına tebliğ edip öğretmek üzere vazîfelendirmiştir. Nebiyy-i Ekrem Efendimiz bu husûsta eşine rastlanmaz bir azim, fedâkarlık, sabır ve sebât örneği sergilemiştir.

Allâh Resûlü'nün tebliğ ve dâvetini dört safhada gerçekleştirdiği müşâhede edilmektedir:

1) Hısım ve akraba

2) Kendi kavmi

3) Diğer bütün Arap kavimleri

4) Kıyâmete kadar gelecek bütün insanlar ve cinler.

Yani Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e risâlet vazifesinin verilmesi basitten zora doğru kademeli olarak ilerleyen bir yol takip etmiştir. Allah Teâlâ 'nın ilk emri "oku" ile başlamıştır. (el-Alak 96/1) Sonra Efendimiz'e tebliğ vazife verilmiş ve:

"Kalk ve uyar" buyrulmuştur. (el-Müddessir 74/2) Sonra:

"En yakın akrabalarını ikaz et!" denilmiş (eş-Şuarâ 26/214) , daha sonra vazifenin sınırı bütün şehri ihata edecek şekilde genişletilmiştir:

"Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir." (el-Kasas 28/59)

Bundan sonra çevre vilayetleri de kapsayacak şekilde davetin sınırı genişledi:

"Bu Kitap (Kur'ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır." (el-En'âm 6/92)

Nihayetinde vazifenin hudutları bütün insanlığı içine alacak şekilde ilan edildi:

" (Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (el-Enbiyâ 21/107)

Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- tebliğdeki bu safhaların hepsini de mükemmel bir şekilde tamamlamış ve bizlere nasıl hareket etmemiz gerektiğini en ince teferruatına kadar öğretmiştir.

Fahr-i Kâinât Efendimiz'in ve diğer peygamberlerin tebliğ husûsundaki titizlik ve hassâsiyetini Allâh Teâlâ şöyle medhetmektedir:

"O peygamberler, Allâh'ın risâletini tebliğ ederler, sâdece O'ndan korkarlar ve Allâh'tan başka hiç kimseden korkmazlar. Hesâba çekici olarak Allâh kâfîdir." (el-Ahzâb 33/39)

Allâh Resûlü bir ömür titizlikle yerine getirdiği bu vazîfenin ümmeti tarafından da devâm ettirilmesini istemektedir. Nitekim:

"Benden bir âyet bile olsa insanlara ulaştırınız." (Buhârî, Enbiyâ, 50) buyurarak her hâlukârda tebliğde bulunulmasını teşvik etmiştir. Ayrıca Cenâb-ı Hak da en güzel söze sâhip kimsenin Müslüman, sâlih amel işleyen ve insanları Allâh'a dâvet eden kimseler olduğunu bildirmektedir. (Fussılet 41/33)

Sevgili Peygamberimiz'in yapmış olduğu savaşların tamâmı da istisnâsız İslâm'ı tebliğ için olmuştur. Bu sebeple de her çarpışmadan önce karşı taraf son bir kez daha İslâm'a dâvet edilmiştir. Buna rağmen Hayber kuşatması esnâsında bir fitneci, yahûdileri savaşa kışkırtmak için yalan yanlış şeyler söylemişti.

Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- :

"- Yahûdilere bir şeytan gelmiş de «Muhammed ancak mallarınızı ele geçirmek için sizinle çarpışıyor!» demiş. Onlara «Lâ ilâhe illallâh deyiniz, bununla mallarınızı ve kanlarınızı koruyunuz. Âhiretteki hesâbınız ise Allâh'a âittir!» diye sesleniniz." buyurdu.

Yahudilere seslenildi. Onlar ise; Musa'nın aramızdaki kitabı Tevrat'a yemin olsun ki biz ne istediğiniz şeyi yaparız ne de dînimizi bırakırız! diye karşılık verdiler. (Vâkıdî, II, 653)

Bu hâdiseden anlaşılacağı gibi Resûl-i Ekrem Efendimiz mesajının iyi anlaşılması ve herhangi bir yanlış anlaşılmaya fırsat verilmemesi için âzamî gayret sarfetmiştir.

Mevlânâ hazretleri, peygamberlerin tebliğdeki hassâsiyetlerini, sabırlarını, sebâtlarını ve Allâh'a olan teslîmiyetlerini ne güzel ifâde etmiştir:

"Farz edelim ki siz taş kesilmişsiniz, kulaklarınız da gönülleriniz de kilitlenmiş. Sözümüzü kabul edip etmemenizle bizim bir işimiz yok. Bizim işimiz Hakk'a teslîm olmak, O'nun buyruğuna uyarak tebliğde bulunmaktır. Bize bu kulluğu, yâni peygamber olmayı, size Hakk'tan hakîkatten haber vermeyi O emretti. Söylediklerimiz O'nun emridir. Kendimizden, kendiliğimizden değildir. Bizim hayatımız, Allâh'ın emirlerini yerine getirmek içindir. Eğer «Çöle ekin ek!» buyursa tereddüt etmeden ekeriz.

Yaptığımız tebliğin, haber verdiğimiz hakîkatlerin ücretini Allâh'tan bekleriz. Biz Hakk kapısında yorulanlardan, usananlardan değiliz ki yolun uzaklığı yüzünden her yerde durup kalalım. Gönlü mahzun olan, usanıp bıkan o kişidir ki sevgilisinin ayrılık hapsine düşmüştür. Halbuki bizim sevgilimiz, bizim dilediğimiz cânân bizimle beraberdir." ( Mesnevî , beyt: 2922-2935)

Netice îtibâriyle Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- gerek vahyi alırken gerekse onu insanlara tebliğ ederken, gösterilebilecek titizlik ve hassâsiyetin en mükemmelini ortaya koymuş, vazîfesini tam anlamıyla yerine getirmiştir. Vedâ haccında da "Tebliğ ettim mi?" diye üç defâ sormuş, üçünde de "Evet" cevâbını almıştır. Daha sonra insanların bu ikrârlarına Allâh Teâlâ'yı şâhid tutarak bir tebliğcinin hayâtının nasıl olması gerektiğini son noktasına kadar, bizzat yaşayarak göstermiştir. Geri kalan ömründe ise vazîfesini eksiksiz olarak yerine getirmiş olmanın verdiği huzûr ile hamd ve şükrünü daha da artırmıştır.
   

ÜSVE-İ HASENE ÖMER ÇELİK-MUSTAFA ÖZTÜRK-MURAT KAYA








Facebook'a Ekle Cevap Yaz
lal
Aralık 12, 2009, 03:41:51 ÖS


Bu mesajı alıntı ile cevaplaAlıntı

Etiket: peyamberimizin tebliği tebliğ ile ilgili hadis hadisi hakkında alakalı sünnet 
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yanıtla | Yazdır

Kum Torbası
TinyPortal v1.0 beta 3 © Bloc